“Yaşlılık değil ikinci ergenlik”

18 Ağustos 2019 Pazar 21:47

Haber Merkezi

“Yaşlılık değil ikinci ergenlik”

İnsan hayatının kaçınılmaz evresi yaşlılık gelecekte nasıl bir dönüşüm geçirecek?  

Bu konudaki araştırmalar, insanların artık geçmiş nesillerden daha uzun yaşayacağına işaret ederken, bu ekstra yıllar pek çok soruyu da beraberinde getiriyor.

Nasıl sağlıklı kalabiliriz? Yaşlılığımızı nerede geçirmeliyiz? Bize kim bakacak?

“Yaşlanmanın Geleceği” isimli raporda, daha uzun ve daha kaliteli yaşamamız için bilim ve teknolojinin neler sunduğuna dair önemli bilgiler verilirken; “Nasıl sağlıklı kalabiliriz?”, “Yaşlılığımızı nerede geçirmeliyiz?”, “Bize kim bakacak?” gibi temel sorulara da yanıt aranıyor.

 

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de daha ‘yaşlı' bir topluma doğru yol alınırken, nasıl daha iyi ve daha kaliteli yaşayabileceğimize dair soruların yanıtları giderek daha çok önem kazanıyor.

Sağlıklı yaşlanmak ve dolu dolu yaşamak hepimizin ortak beklentisi haline geliyor.

Daha iyi bir yaşam ve yaşamın her döneminde sağlık için çalışan Pfizer, daha uzun ve sağlıklı yaşayan bir toplum hedefi etrafında, küresel ölçekte yürüttüğü “Get Old” projesi kapsamında önemli bir rapora imza attı.

“Yaşlanmanın Geleceği” isimli raporda, daha uzun ve daha kaliteli yaşamamız için bilim ve teknolojinin neler sunduğuna dair önemli bilgiler verildi.

“2030'DA TOPLUMUN YAŞ ORTALAMASI 80'E ÇIKABİLİR”

Günümüzde insanlar her zamankinden daha uzun yaşıyor. Bugün hayatta olan insanların büyük bölümünün 70'li yaşlarını görmesi bekleniyor. 2030'a gelindiğinde ulusal yaş ortalaması 80 olabilecek. Peki 80, hatta 100 yaşına kadar yaşamaya hazırlıklı mıyız?

“YAŞLANMA NEDİR?”

Genel kanının aksine, “yaşlılıktan ölmeyiz”. Yaşlanma tek bir durumdan ziyade, sürekli çoğalan hücrelerimizdeki birbiriyle bağlantılı bozulmaların sonucudur.

Vücutta zaman içinde bozulduğu bilinen dokuz süreç vardır. Bu “Yaşlanma Belirtileri” kalp hastalığı ve kanser gibi sistem çöküşlerinin yanı sıra, mobilitenin azalmasından bellek kaybına, bir dizi sağlık sorununun da yolunu açar.

Araştırmacılar yaşlanmayı daha iyi anlamak için hücre ve moleküler düzeyde gerçekleşen belirli süreçleri incelediler. 2013'te yayınlanan sonuçlarda yaşlanmaya katkıda bulunan genetik ya da çevresel etkilerin olduğu dokuz özellik belirlendi.

YAŞLANMANIN DOKUZ BELİRTİSİ

Genom İnstabilitesi: Yıllar geçtikçe DNA zincirlerinin hasar görmesi. Besin Algılamasının Bozulması: Zaman içinde gerçekleşen mutasyonların hücrelerin alınan besinleri tanıyıp yanıt verme yetisini etkilemesi

Telomer Yıpranması: DNA'daki kromozomların ucunda yer alan moleküllerin aşınması

Hücresel Yaşlanma: Normalde ikiye bölünüp büyümeye devam eden hücrelerin bölünmeyi bırakıp ölmesi

Epigenetik Değişimler: DNA'dan genlerin işlevlerine yardımcı olan epigenetik yapıların hasar görmesi

Kök Hücre Yetersizliği: Vücudun beyinde, karaciğerde, deride ve başka yerlerde önemli ve özelleşmiş hücrelere dönüşen proto-hücreleri yeterli miktarda üretmeyi bırakması

Proteostaz Kaybı: Proteinlerin işlerini yapması için gereken süreçlerin bozulması

Hücrelerarası İletişimin Değişmesi: Enflamasyon nedeniyle, hücrelerin birbirlerine gönderdikleri kimyasal sinyallerin engellenmesi

Mitokondrilerin Düzgün Çalışmaması: Hücre içindeki enerji üreten bölüm olan mitokondrilerin bozulmaya başlaması

“YAŞLANMAYI HIZLANDIRAN ETKENLER”

SİGARA: 40 yıl boyunca günde bir paket içmek ömrünüzden yedi yıl götürebiliyor.

STRES: Uzun süre stres etkenleriyle yaşamak erken yaşlanmaya yol açabiliyor.

OBEZİTE: Vücutta fazla yağ, hücrelerin yaşlanma sürecini hızlandırabiliyor.

HAREKETSİZLİK: Hareketsiz bir hayat sürenlerin hücresel düzeyde yaşlanma hızı artıyor.

BESLENME: Kilonuz ne olursa olsun, yaşlanma sürecini yavaşlatmak için sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor.

TOKSİK ORTAMLAR: Örneğin, egzoz dumanları içinde çalışan trafik polislerinin telomerleri normalden daha kısa.

“UZUN YAŞAMIN FORMÜLÜ DE KİŞİYE ÖZEL”

Hepimiz farklı hızda ve farklı şekillerde yaşlandığımızdan, yaşlanmanın işaret ve belirtilerinin yönetimi herkes için aynı olmayacaktır. Bugün bunu tıpta da görüyoruz:

Bazı insanlar bazı ilaçların yan etkisini görürken, diğerleri görmüyor, ya da ilaçları farklı hızlarda metabolize ettiklerinden, daha yüksek veya daha düşük dozlarda kullanmaları gerekiyor.

Aynı durum ömrümüzü uzatmaya yardımcı olmayı vadeden diğer tedavi ve uygulamalar için de geçerli.

İşte bu noktada hastalıklara karşı korumada ve tedavide, kişinin genetik yapısına ve içinde yaşadığı çevreyle yaşam tarzına duyarlı ve yeni gelişen bir yaklaşım olan hassas tıp devreye giriyor. Tedaviler bu faktörleri göz önünde tutarak yalnızca belirli hasta gruplarına örneğin genetik yapısı benzer olanlara uygulanıyor, ancak daha etkili olabiliyor.

“BAĞIMSIZ YAŞLANMAK MÜMKÜN MÜ?”

Çoğumuz yaşlının “Artık eskisi gibi hareket edemiyorum” dediğini duymuşuzdur. Bu fiziksel sınırlamalar yaşlanma denen biyolojik sürecin doğrudan sonucudur ve çoğu insanın yaşlılıkla ilgili en korktuğu şey de budur.

2017'de yapılan bir ankette 30 yaş üstü Amerikalıların yüzde 63'ünün yaşlandıkça hareket kabiliyetleri ve bağımsızlıklarını kaybetmekten korktukları ortaya çıkmıştır.

Bu korkunun listenin en başında yer almasına şaşmamalı:

Hastalık ya da düşme gibi travmatik bir olay herkesin başına gelmeyebilir ancak fiziksel yaşlanmadan kimse kaçamaz. Duyusal bozulmanın yanı sıra, kas ve kemik kütlesindeki kayıplar yataktan kalkmaktan torunlarla oynamaya kadar her şeyi zorlaştırabilir.

65 yaş üstü yetişkinlerin yüzde 50'ye yakınında artrit gelişir ve bir şeyleri tutmayı, merdiven çıkmayı zorlaştırır. Araştırmalar mobilite azaldıkça kişilerin toplumdan uzaklaşma, kronik hastalıklara tutulma ve yaşam kalitesinin düşmesi olasılığının arttığını gösteriyor.

Yaşlı yetişkinlerin yaklaşık yüzde 14'ü kendilerini sosyal açıdan soyutlanmış hissettiklerini bildiriyorlar.

“YAŞLANMA KARŞISINDA ÇARESİZ DE DEĞİLİZ”.

Araştırmalar önlemler almanın hareket kabiliyetimizi sürdürmemize yardımcı olabileceğini gösteriyor. Örneğin güç arttırıcı egzersizler sarkopeni olarak bilinen kas kaybıyla mücadeleye yardımcı olabiliyor. Bir çalışmada doksan yaşın üstündekilerde sekiz haftalık direnç egzersizleri sonrasında kas gücünün yüzde 174 ve yürüme hızının da yüzde 48 arttığı görüldü. Kemik kaybı, osteopeni ve osteoporoz da doğru beslenme ve egzersizle yavaşlatılabiliyor ve hatta ilaçla bir ölçüde önlenebiliyor.

“SAĞLIKLI BİR YAŞLILIK İÇİN AKTİF YAŞAM ŞART”

Sağlıklı bir yaşlılık için, yaşlılıkta da aktif kalmak şart ancak aktivite deyince akla spor salonları gelmemeli.

Yaşlılıkta hareketlilik konusunda geçenlerde yapılan bir çalışmada katılımcıların fiziksel aktivite olarak ev işi yaptıklarında ya da köpeği yürüyüşe çıkardıklarında da iyileşme yaşadığı görüldü.

Aileyi ya da arkadaşları ziyaret gibi sosyal faaliyetler de hem fiziksel, hem de zihinsel açıdan yarar sağlıyor.

Her yaşta aktif kalmanın önündeki lojistik engelleri azaltmanın yolunu bulmak iyi yaşamanın temel bir unsurudur.

“2050'DE DÜNYADA 9,7 MİLYAR İNSAN OLACAK”

2050'de hayatta olan her 6 kişiden 1'i 60 yaş veya üstünde olacak

Önümüzdeki 50 yılda daha uzun ve daha sağlıklı yaşamların topluma olan tahmini yararı 7 trilyon $ olacak

Pfizer Türkiye Medikal Direktörü Dr. Egemen Özbilgili, araştırma sonuçlarının ışığında şu yorumlarda bulundu:

“Global bir toplum olarak bir dönüm noktasına geldik: 2030'da 65 yaş ve üstü insanların sayısı 15 yaş ve altında olanları geçecek. İster bugünün, ister yakın geleceğin yaşlısı olun, ya da yaşlılık henüz çok uzağınızda olsun, bu demografik kaymanın etkisini hepimiz hissetmeye başlayacağız.

Bazı sektörler şimdiden harekete geçti. Yaşlandıkça ağrıyan eklemlere ve bozulan hafızaya mahkum olmak yerine, hareketliliğimizi ve işlevselliğimizi korumamıza yardımcı olacak yeni teknolojiler ve tedaviler üretiliyor.

Örneğin yapay zeka bir yandan genetiğin yaşlanmayı nasıl etkilediğini daha iyi anlamamıza yardımcı olurken, diğer yandan ileri yaşta tek başına yaşayanların daha güvenli ve rahat olmaları için evde bakım hizmetlerinin iyileştirilmesini sağlıyor. Ömürler onlarca yıl uzarken, tıp dünyası da yaşam kalitemizi arttırmak için kişiye özel, veriye dayalı stratejiler araştırmaya devam ediyor.”

Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış.

ÖNEMLİ UYARI

İçeriğinde, habere konu olan kişiler, üçüncü kişiler ve haber sahipleri hakkında tehdit, küfür, hakaret, karalayıcı ve maksadını aşan yorumların yayınına izin verilmez. Bu tür yorumlarda bulunanlar için Türk Ceza Kanunu'nun 125. ve 126 maddelerinin ilgili hükümlerine göre ceza davası açılabilir. İçeriğinde bu unsurları barındıran yayınına izin verilmiş ya verilmemiş yorumlar, yorumun gönderildiği IP adresleri ile birlikte, gerektiğinde, ilgili adli ve idari makamlar veya birimler tarafından talep edildiğinde yasa hükümleri gereği söz konusu makamlar ya da idari birimlere iletilir. Okurlara ait bu tür yorumlarda kuruluşumuz mesuliyet ve yasal sorumluluk kabul etmez. Yorumlarınızda bu noktaya hassasiyet gösterdiğiniz için teşekkür ederiz.

Yorum Yaz